Kalbin Mahiyeti:

        

‘Kalb’, Kur’an-ı Kerim’de tekil ve çoğul olarak sıkça kullanılan bir kavramdır. İnsanın manevi hayatında çok önemli bir yeri olan ‘kalb’, imanın ve küfrün, sevginin ve nefretin, cesaretin ve korkaklığın, iyiliğin ve kötülüğün, kısaca; bütün duyguların merkezidir.

Kalb, derken iki şeyi anlatmış oluruz:

Biri sol göğüs altındaki organımızdır. Kanı toplar ve bütün vücuda pompalar. Buna Türkçede ‘yürek’ deriz.

Biri de, bütün sezgi ve duygularımızın, düşünme gücümüzün kaynağı, manevi hayatımızın merkezi olan, ama yeri belli olmayan, içimizdeki kalb’tir.

Buna insan ruhu da diyenler olmuştur. İnsanın asıl gerçeği de bu kalb’tir. Bir çok hayvanın kalbi, yani yüreği vardır. Hepsinin görevi de kanı toplayıp vücuda pompalamaktır.      

Hayvanlarda olan bu organa ikinci anlamdaki kalb adı verilmez. Kalbin günlük dildeki bir adı da gönüldür. Gönüllü insan deriz ama gönüllü hayvan demeyiz.

İnsanın bilgin, anlayışlı, inançlı olmasını ifade eden, hakkında konuşulan, sorumlu tutulan özü bu kalbidir. İnsanın içindeki ‘ben’dir. Ruha, akla iradeye, bedene buradan geçilebilir. Kalp, bir anlamda ruhumuzun gözüdür. Sezgi kalbimizin bakışı, akıl onun ruhu, irade de onun kuvvetidir.

‘Kalb’ bazen akıl yerine de kullanılır. ‘Gönlümden geçti’, ‘aklımdan geçti’ aynı anlamda kullanılmaktadır.

‘Kalb’in kelime anlamı, bir halden bir hale, bir durumdan diğerine geçiş demektir. Nitekim, insan yüreğine de bir kararda durmadığı, şekilden şekile geçtiği, hızlı bir şekilde değiştiği için ad verilmiştir.

Kalb ile kastedilen ‘ruh, ilim, cesaret gibi kavramların söylendiği bir anlamdır’. Demek ki kalb, insana özgü ruhaní hayata ait sırların merkezidir ve insanın özü de burasıdır.

Batılı bilim adamlarından Pascal demiş ki:

“Kalb geomatrik anlamaya karşı sonsuzu yakalayan anlayışın kısa adıdır.” (Nak. K. Temel Kavramları, 268)

İnsanlar, gözleriyle veya duyularıyla şeklini gördükleri, duydukları şeyleri anlarlar. Ama kalb, geomatrik şekillerin ötesindeki sonsuz duyguları anlayan bir yeteneğin merkezidir.

Kalbin insan hayatındaki yeri bellidir. Bütün sezgi ve duyuların merkezi olduğunu söyledik. İmanın ve küfrün, kabul etmenin ve reddetmenin, sevgi ve nefretin, idrak etmenin, anlamanın yeri, itaat ve isyan duygularının mekanı orasıdır. İnsan, inanç esaslarını diliyle sayar, tekrar eder, anlar ama kalbiyle doğru olduğuna karar verir (tasdik eder).