TEBLİĞ.. 1

Kelimenin Manaları ve Tanımı 1

Tebliğin Konusu. 1

Tebliğin Önemi 2

Tebliğ Metodu. 3

Kur’an 'la Davet 4

 

 

TEBLİĞ

 

“Bütün insanlığı hikmetle ve güzel öğütle Rabb'inin yoluna çağır...” [1]

Sömürü sistemlerinin, geniş çapta insan hayatına hakim ol­duğu günümüzde insan, yaratılışına aykırı ve yabancı dünyalara çağrılmış, pek çok sorunun içinde saplanıp kalmıştır. Bu so­runların temelinde söz konusu sistemlerin tutarsız önerileri ve çelişkileri yatmaktadır.

İslami ölçüleri kaldırma gayesiyle her türlü kötülüğe şeytani bir meşruiyet kazandırma uğraşı içinde bulunan güçler, İslam kültürü yerine sömürü kültürünü ikame etmek istemektedirler. Böylece insanın değerini ve faziletini ortaya koyan İslami öl­çüler, yerini batıl yargılara terk ederken, kişilere huzur ve gü­ven sağlayan İslami değerler, birer birer imha edilmektedir.

Bu durum karşısında müminin en başta gelen görevi, vahyin üstün ve yetkin yorumuna ulaşıp Kur’an'ı kendine rehber edin­mek ve Hakk'ın bildirisini vahyin diri sesiyle bütün insanlığa duyurmaktır. Bu da, tebliğ görevini yerine getirmekle müm­kündür. [2]

 

Kelimenin Manaları ve Tanımı

 

Sözlükte haber ulaştırmak, iyi kabul edilen bir şeyi başkala­rına bildirmek[3] gibi anlamlara gelen tebliğ kavramı, İslami bir terim olarak "Allah'ın emir ve yasaklarını, beyan ettiği bütün hakikatleri, Onun istediği ve bildirdiği şekilde insanlara ulaştı­rıp duyurmak" şeklinde tanımlanmıştır.

Kur’an'da, tebliğle anlam yakınlığı içinde olan üç sözcük da­ha vardır. Bunlardan ilki, "yapılan işin sonunun kötü olacağını haber vermek ve muhatabı uyarmak" manasına gelen imardır.[4]

İkincisi, "insanları Allah'ın gösterdiği yola ve gerçeğe çağır­mak" anlamındaki davettir.[5] Üçüncüsü de, "insana nasihat yo­luyla hakikati hatırlatıp iyiyi kötüden ayırt etmeyi anlatmak" demek olan tezkirdir[6].

 

Tebliğin Konusu

 

Kur’an ayetleri, tebliğin konusunun asli şekliyle Allah'ın dini olduğunu haber vermektedir. “(Ey Muhammedi) Bütün in­sanlığı hikmetle ve güzel öğütle Rabb'hıin yoluna çağır..[7]

“Rabb'inin sana indirdiklerini tebliğ et. Sen onu tam yapmadı­ğın sürece Rahb'inin mesajını hiç yaymamış olursun...”[8] anla­mındaki ilahi buyruklar, tebliğin konusunun İslam olduğunu açıkça ortaya koyar.

Peygamber (as)"in, tebliğinde başarıya ulaşmasının en büyük sırrı, dini tam olarak duyurmuş ve tatbik etmiş olmasıdır. Bu­nun için tebliğin konusunda asla değişiklik yapılmamalıdır. Çünkü tebliğ göreviyle yükümlü bulunan ve Kur’an'a muhatap olan insanın, İslam'a müdahale etmeye hakkı yoktur. Ne varki İslam şimdilerde pek çok fonksiyonlarından tecrit edilmiş ve yalnızca bir kıssalar manzumesi halinde takdim edilir olmuştur. İslam tebliğinin konusunu bilmeden veya onda değişiklik yapı­larak atılan yanlış adımlar, hayırlı neticeler yerine moda cere­yanlar ve ucuz kahramanlar doğurmuştur. [9]

 

Tebliğin Önemi

 

Tebliğ, Hakk'ın buyruğunun insanlığa duyurulması oldu­ğundan yeryüzünde söylenen sözlerin en güzeli, hiç şüphesiz Allah'a davet için söylenen sözdür. [10] Ayrıca Allah Elçisi'ne ge­len emirler arasında tebliğin ilk sıralarda yer alması, [11] onun önemine işaret etmektedir. Tebliğ, hakkı hakir ve küçük görenlere onun yüceliğini söz ve fiille ilan etmek anlamına gelmesi açısından da önem taşır. Cehalet, gaflet ve sapıklık içinde kalıp kendilerini bekleyen tehlikeyi göremeyenlere, bir uyarı ve kur­tuluş çağrısıdır tebliğ...

Tebliğin önemi kadar, tebliğde önem taşıyan bir husus da, "imanın şuuruna ermek, gönülden İslam'a bağlanmak ve güzel bir örnek oluşturmaktır". Zira İslam, her şeyden önce kendisine inanan ve samimiyetle Allah'a bağlanan insanlar ister.

İlahi vahiy, ağır ağır akan suya benzer. Önce en yakınını sular, sonra yavaş yavaş çevresine yayılır. İlahi vahye mazhar olan Allah Elçisi, Kur’an'la bildirilen hakikatleri önce kendi evinde ailesine, sonra yakın çevresine, daha sonra da bütün in­sanlığa duyurmuştur. Bu peygamberi uygulamanın dayanağı hiç kuşkusuz Kur’an'dır. Çünkü Allah, vahyini çizdiği gayeye ulaş­tırmak için Elçisi'ne böyle bir yol göstermiş, “Önce en yakınla­rından başlayarak erişebildiğin herkesi uyar[12] buyurarak Peygamber (as)'in ilahi hakikatleri başkalarına da taşımakla yü­kümlü olduğunu bildirmiştir. Allah Elçisi bu emre uyarak önce en yakınlarını uyarmış; onlara sadece yaptıkları salih amelleri­nin fayda vereceğini duyurarak bu konuda yakınlığın bir yarar sağlamayacağını vurgulamıştır.

Daha sonra tebliğin dairesi genişletilerek Mekke şehrine ve civarına ulaşmıştır. Nitekim “işte biz sana Arap dilinde bir hi­tabe gönderdik ki bütün kentlerin anasını ve çevresinde otu­ranları uyarabilesin[13] anlamındaki ayet, tebliğin belirtilen bo­yutunu ortaya koymaktadır. Ancak, Kur’an'ın bildirdiği haki­katler, belli bir kesimle sınırlı kalmayıp akıl ve irade sahibi bü­tün insanlara ulaştırılmalıydı. Ayrıca Kur’an diri olan herkesi uyarmalıydı. [14] Bunun için tebliğin dairesi, şu ilahi hitapla son şeklini aldı. “Bu Kur’an, bütün insanlığa bir mesajdır. Öyleyse sağduyu sahipleri artık onunla uyarı bulsunlar ve Allah'ın Tek ilah olduğunu bilip bunu akıllarında tutsunlar[15]

 

Tebliğ Metodu

 

Tebliğde mühim konulardan biri de metottur. İnsanlık hak yola nasıl çağrılacak? İslami hakikatler onlara nasıl anlatılacak? Bu sorulara cevap verirken öncelikle şu gerçeği belirtmek gere­kir. "Hakk'ın sözünü duyurma ve üstün kılma gayreti, Hakk'ın meşru saydığı yol ve vasıtalarla olmalıdır." Nitekim, “Bütün in­sanlığı hikmetle ve güzel öğütle Rabb'inin yoluna çağır; onlar­la en güzel, en inandırıcı yöntemlerle tartış...” [16] anlamındaki ilahi buyruk, İslam tebliğ metoduyla ilgili temel prensipleri or­taya koymaktadır. Ayetin beyanına göre tebliğ de en etkili yön­tem, en güzel, en yumuşak, dolayısıyla akla ve sağduyuya en yatkın olan yöntemdir. Bunun için insan tabiatını çok iyi bilen ve gönlü hak sevgisiyle dolu olan Peygamber (as), Kur’an'ın teb­liğ konusundaki metodunu fiili uygulamalarıyla ortaya koymuş­tur. Onun ortaya koyduğu İslam'a çağrı yöntemi zorlamaya de­ğil, ikna ederek inandırmaya dayanıyordu. Çünkü İslam'a göre katledilecek kişiler değil, öncelikle gönülleri fethedilecek in­sanlar vardı.

Buraya kadar ki açıklamalarımız, saygı hudutları içinde ka­lındığı sürece İslam'ın tebliğ metodunun şekliyle ilgilidir. İs­lam'a ve Müslümanlara saldırı söz konusu olunca durum deği­şir. Tecavüz, maddi bir saldın olduğundan aşırılığa kaçmadan ona misliyle mukabele etmek kaçınılmaz otur. Bu tavır, hakkın haysiyetini korumak ve batılın galibiyetini bertaraf etmek için de şarttır. Zira her düşünce ve sistem gibi İslam da ancak özgür bir ortamda yaşar, gelişir ve uygulama imkânına kavuşur. İsla­mi ölçüler içinde tebliği müdafaa etmek, davanın haysiyetini koruma anlamına geldiği içindir ki Peygamber (as), gerektiğinde silahlı tebliğ heyetleri de göndermiştir. Müslümanların şerri de­fedip düşmanların karşısında durabilecek güçte olmaları halinde ise, hoşgörülü ve sabırlı davranmaları tavsiye edilmiştir. Ancak Allah davasını küçük düşürecek bir hoşgörüye İslam müsaade etmez. [17]

 

Kur’an 'la Davet

 

Kur’an, Allah'ın sözlerinden oluşan ilahi vahyin ürünüdür. O, kendini anlayıp dinleyenler üzerinde tesirini hemen gösterir. Allah, Kur’an'la daveti peygamberine talim buyurmuş, [18] ondan kafirlere karşı bütün gücünü ortaya koyarak büyük bir çaba göstermesini istemiştir. Çünkü Kur’an, her türlü araç ve gereçten çok daha etkilidir. Zira Kur’an’i gerçekleri anlayan kalp, asıl kaynağı ile buluşmuş olur. Kur’an'la dile gelen hakikatler, insan ruhunun derinliklerini öylesine etkiler ki, en gelişmiş silahlarla donatılmış bir ordu bile böyle bir etkileme gücüne sahip ola­maz. Çünkü silahlar bedenleri öldürse de ruhları fethedemez. Bunun için, dün olduğu gibi bugün de birikmiş enerjileri, ha­yırlı ve yeni gelişmelere yöneltmek, kirlenmiş kalpleri temizle­yip kararmış ruhları aydınlatmak, Kur’an'la mümkün olacaktır.

Sonuç olarak diyebiliriz ki tebliğ, insanlığa hakkı bildirmek, kişileri tuğyana kurban olmaktan kurtarmak için çileli ve kutlu bir mücadeleye girişmektir. İnsanın ve toplumun öz yapısına ters düşen bütün uygulamaları, vahiy diliyle kınayıp ortadan kaldırmaktır. Bunu yapabilmek için, İslam toplumları, küfrün aralarına koyduğu ayrılık duvarlarını, sarsılmaz tevhid safları oluşturarak birer birer yıkmalıdır. Çünkü İslam'ı yaşamak ve başkalarına taşımak, bunu gerekli kılmaktadır. Öyleyse vahyin kutlu ilkelerini insanlığa sunmak için çileli bir çabayı üstlenmek gibi bir sorumluluk altında bulunduğumuz asla unutulma­malıdır. [19]

 

 



[1] Nahl: 16/125

[2] Fahrettin Yıldız, Kur’an Aydınlığında Hayatı Doğru Yaşamak, İşaret Yayınları: 151.

[3] Bkz. İbn Manzur. Lisanu’l Arab, VIII, 419-421

[4] Bkz. Müddessir: 74/2

[5] Bkz. Nahl: 16/125, Şura: 42/15 vb

[6] Bkz. Kaf: 50/ 45; Zariyat: 51/55 Fahrettin Yıldız, Kur’an Aydınlığında Hayatı Doğru Yaşamak, İşaret Yayınları: 151-152.

[7] Nahl: 16/125

[8] Maide: 5/67

[9] Fahrettin Yıldız, Kur’an Aydınlığında Hayatı Doğru Yaşamak, İşaret Yayınları: 152.

[10] Bkz. Fussilet: 41/33

[11] Bkz Müddessir: 74/1-2

[12] Şuara: 26/214

[13] Şura: 42/7

[14] Bkz. Yasin: 36/69-70

[15] İbrahim: 14/52 Fahrettin Yıldız, Kur’an Aydınlığında Hayatı Doğru Yaşamak, İşaret Yayınları: 152-153.

[16] Nahl: 16/125

[17] Fahrettin Yıldız, Kur’an Aydınlığında Hayatı Doğru Yaşamak, İşaret Yayınları: 154.

[18] Bkz. Furkan: 25/52

[19] Fahrettin Yıldız, Kur’an Aydınlığında Hayatı Doğru Yaşamak, İşaret Yayınları: 155.