DİNE DAVET. 1

Dine Davetin Merhaleleri 2

Dine Davetin Başarısını Hazırlayan Etkenler 2

Dine Davet Sosyal Bir Görevdir 3

 

 

 

DİNE DAVET

 

“Bu Kur’an, bütün insanlığa bir mesajdır. Öyley­se sağduyu sahipleri artık onunla uyan bulsunlar ve Allah'ın tek ilah olduğunu bilip bunu akılla­rında tutsunlar” [1]

Kur’an, Allah katında geçerli dinin İslam olduğunu, [2] Hz. Muhammed'in risaletinin de bütün insanlığı kapsadığını bildirir. [3] Kur’an'ın beyanına göre Peygamber(as), insanlar üzerinde bir zorba değildir. [4] Onun görevi irşat, tebliğ ve davetten ibarettir. [5] Bunun için İslam'da ilke olarak dinde zorlamaya başvurmak yasaklanmış, gerçek olanla sahte olanın birbirinden ayrıldığı be­lirtilerek [6] inanıp inanmamak, insanların kendi özgür iradelerine bırakılmıştır. [7]

Kur’an'da Peygamber (as), "Allah'ın davetçisi" olarak nite­lendirilmiş, [8] ona yüklenen davet görevi de "davet et" emrinin yanı sıra [9] "tebliğ et", [10] "hatırlat" [11] ve "uyar" [12] gibi başka kelime­lerle de dile getirilmiştir. Davet kelimesi genellikle "insanları İslam'a ve İslam'ın ilkelerini uygulamaya çağırmak" anlamında kullanılır. Kur’an'da da insanlar, "imana, İslam'a, Allah yoluna, Allah'ın kitabına, hakka, hayra, kurtuluşa, hayat kaynağına ve esenliğe” [13] çağrılır. Bu yüzden davet, hem İslam'ı kabul etmeyenlere hem de edenlere yönelik olabilir. Davetin amacı, insan­ların doğru inanıp doğru yaşamalarına yardımcı olmak; hedefi de İslami ilkelerin ve değerlerin insanlar tarafından kabul edil­mesini ve uygulanmasını sağlamaktır.

Peygamber (as), cahiliye müşriki iğinin devlet olduğu bir dö­nemde ve toplumda davet görevini üstlendi. O, insanları Allah'ı tanımaya ve O'nun dinine uymaya çağırdı. Onlara şirksiz inan­cı, doğru yaşayışı ve güzel ahlakı öğretti. Tevhide dayalı bir ya­pı oluşturarak insanlığın hayrı ve dünyanın ıslahı için çalıştı. Ayrıca Peygamber (as), dine gönül açıp iman değerine erenleri eğitti. Onun eğitiminden geçen ilk nesil Müslümanları, yeni dinin çelik askerleri oldular. Onlar, tarihte eşine rastlanmamış bir fedakarlık örneği göstererek İslam'ı hem hayatlarına hem de başkalarına taşıdılar. Böylece onlar, beklenen ve özlenen niza­mın yeryüzündeki ilk temsilcileri ve tebliğcileri oldular. [14]

 

Dine Davetin Merhaleleri

 

Peygamber (as), Müslümanlar için örnek ve önder bir şahsi­yettir. Bunun için onun dine davet yöntemini bilmek ve izlemek gerekir. Çünkü o, son derece tutarlı, ilkeli, sistemli ve gerçekçi davrandığı için, davet faaliyetinde büyük başarı sağlamıştır. Onun bu başarılı uygulaması, "hazırlık, kadrolaşma, kitleleşme ve devletleşme" şeklinde dört merhaleden oluşmuştur. Çünkü da­vet sadece çağrıdan ibaret değildir; ayrıca onun idareye ve otoriteye de ihtiyacı vardır. Bu yüzden Muhammed (as), risaletten önce geçirmiş olduğu manevi hazırlıkla peygamberlik için ge­rekli olan kemale ulaşmış; davet faaliyetinin başlangıcında ön­celikle etrafında inançlı ve bilinçli bir kadro oluşturmuş, daha sonra bu kadro elemanlarının da katkısıyla Müslüman bir top­lum meydana getirmiş; son merhalede ise, başlattığı davet faali­yetini başka milletlere taşıyacak ve İslam'ın hükümranlığını ayakta tutacak bir devlet kurmuştur. O, hem Allah'ın Elçisi hem de oluşturduğu İslam devletinin reisi olma sıfatıyla, zamanında­ki komşu Ülkelerin devlet başkanlarına İslam'a çağrı mektupları göndererek sonraki yüzyıllarda hızla gelişecek olan evrensel davet çalışmalarını başlatmıştır. [15]

 

Dine Davetin Başarısını Hazırlayan Etkenler

 

Peygamber (as)'in tebliğ ve davet faaliyetleri dikkatlice in­celenirse, onun davetteki başarısını sağlayan temel etkenlerin neler olduğu rahatlıkla görülür. Bunların başında onun, davet ettiği dine samimiyetle inanması ve bu dinin ilkelerini bütün ay­rıntılarıyla kendi hayatında uygulaması gelir. Ayrıca Peygamber(as)'in muhataplarına değer vermesi, onların fert olarak duy­gularını, isteklerini ve özelliklerini dikkate alması, ortak nokta­larda birleşme esasından hareket etmesi, şefkat ve merhameti, kin, öfke ve düşmanlığa yeğlemesi de davetteki başarısına bü­yük katkı sağlamıştır.

Söz konusu etkenlerden biri de Peygamber(as)'in ümitsizlik ve karamsarlığa kapılmadan davet çalışmalarını ve dine hizmeti sabır, azim, inanç ve büyük bir kararlılıkla sürdürmüş olmasıdır. Peygamber(as)'in tebliğ çalışmalarında değer verdiği bir diğer husus da sosyal faaliyetleri aralıksız olarak gerçekleştirmesi ve bunlardan azami ölçüde faydalanmasıdır. O, davetini sunmak üzere toplantılar düzenlemiş, çarşı, pazar ve panayır gibi insanla­rın toplu olarak bulunduğu her yerde korkmadan ve yılmadan tebliğ faaliyetini sürdürmüştür. Daveti başarılı kılan amillere, Peygamber(as)'in hiçbir zaman şahsi çıkar arzularını katmamış olmasını da eklemek gerekir. Bunun için İslam daveti, müs­temlekecilik ve sömürü gibi siyasi ve ekonomik art niyetler ta­şıyan organize bir hareket olmaktan uzak kalmıştır.

Davetin başarılı olmasında, davetçilerin şahsi çabaları ya­nında İslam'ın yapısından kaynaklanan bazı etkenler de vardır. Bu etkenlerin başında da "İslam inancının akli, mantıki ve kolay kabul edilebilir olması; ibadetlerin zengin bir ahlakilik ve sosyal bir muhteva taşıması, İslam'ın da hoşgörülü bir din olması" gelir. [16]

 

Dine Davet Sosyal Bir Görevdir

 

İslam'ın yayılması ve uygulanması, büyük ölçüde dine davet ve hizmet faaliyetine bağlıdır. Bu yüzden Yüce Allah, “îçinizden iyi ve yararlı olana davet eden, doğruyu buyuran eğri ve yanlıştan alıkoyan bir topluluk olsun...” [17] talimatıyla dine dave­tin sosyal bir görev olduğunu açıkça bildirir. Bu talimata uyan Müslümanlar, saadet asrından itibaren daveti bir yükümlülük kabul etmiş, bu yükümlülüğü sözlü ve fiili olarak yerine getirmeye çalışmışlardır. İslam'ın, yeryüzünün değişik bölgelerine yayılışı da genellikle davet faaliyetleriyle olmuştur.

Görüldüğü gibi dine davet ve hizmet sıradan bir iş değil, çok eski, köklü ve kapsamlı bir çalışmadır. Bu özelliğinden dolayı davet bilgi, inanç, irade, azim, sabır ve ehliyeti gerektirir. İn­sanlığın şirk anlayışıyla kıyasıya savaştığı bir dönemde inen Kur’an'ın, mesajını kuvvetli delillere dayanarak muhataplarına sunması, davetin ne kadar köklü ve ciddi bir faaliyet olduğunu gösterir.

Sonuç olarak İslam insanlığın saadetini tekeffül eden son hak dindir. Bu dinin, asırlarca ayakta durması için her türlü gay­ret ve çaba gösterilmiştir; aynı çaba bugün de gösterilmelidir. Zira İslam'ı yaşamak ve başkalarına taşımak, böyle bir çabayı gerekli kılmaktadır. [18]

 



[1] İbrahim: 14/52.

[2] Bkz Al-i İmran: 3/19, 85

[3] Bkz, A'raf:  7/158; Sebe: 34/28

[4] Bkz. Ğaşiye: 88/22

[5] Bkz Maide: 5/92.99

[6] Bkz. Bakara: 2/256

[7] Bkz. Kehf: 18/29

[8] Bkz. Ahkâf: 46/31-32

[9] Bkz. Nahl: 16/125

[10] Bkz Maide: 5/67

[11] Bkz, Kaf: 50/45, Ğaşiye: 88/21

[12] Bkz Şuara: 26/214

[13] Bkz Hadid: 57/8; Saf: 61/7: Nahl: 16/125. Al-i İmran: 3/14,104: Ra'd: 13/14 Mû’min: 40/41: Enfal: 8/24: Muhammed: 47/35

[14] Fahrettin Yıldız, Kur’an Aydınlığında Hayatı Doğru Yaşamak, İşaret Yayınları: 25-26.

[15] Fahrettin Yıldız, Kur’an Aydınlığında Hayatı Doğru Yaşamak, İşaret Yayınları: 26.

[16] Bkz. Buhari. İman, 29 Fahrettin Yıldız, Kur’an Aydınlığında Hayatı Doğru Yaşamak, İşaret Yayınları: 27.

[17] Al-i İmran: 3/104

[18] Fahrettin Yıldız, Kur’an Aydınlığında Hayatı Doğru Yaşamak, İşaret Yayınları: 27-28.